Aşk, sen ona yetişmeye çalışırken, her zaman senden hızlı koşandır…
Aşk, sen ona can suyu vermeye çalışırken çöl ikliminde can bulandır…
Aşk, senin onun için diktiğin elbiseye giremeyen, hep bir beden büyük kalandır…
Aşk, sen onu yolun sonunda sanıp koşarken, naif adımlarıyla hep arkanda kalandır…
Aşk, sen onu güneş gibi sımsıcak sanırken, kar taneleriyle ayazda dondurandır…
Aşk, sen onu uslandırmaya çalıştıkça düz duvara tırmanan yaramaz bir çocuktur…
Aşk, sen onu gülücüklerle özgürleştirmeye çalışsan da, gözyaşında hapsolandır…
Aşk, tüm ölçülerini tutturduğunu sanırken, bir türlü maya tutmayan akışkan bir hamurdur…
Aşk, sen onu iki kişilik sanırken, hep yalnızlıkta saklanandır…
Aşk, sen onu gökkuşağının coşkulu renklerinde ararken, siyahın içine gizlenip, sana oradan göz kırpandır…
Aşk ah etmez, ahı yerde kalmayan aşıklardır…
Aşk kafeste sevgiyle beslediğin muhabbet kuşuna benzemez, kırlangıçtır o, göç vardır doğasında… Ne yaparsan yap, 4 mevsim kalmaz yanında…
Aşk, sen onu zamanın sınırlı kalıplarına sokmaya çalışırken, zamansızlığı seçecek kadar sonsuzdur…
Aşk, sen onu aklın aldığı alanlarda hayal ederken, alıp başının aklının almayacağı dünyalara kaçandır…
Aşk, sen ona etiketler yapıştırmaya çalışırken, kendi tanımlarını kendi yapacak kadar cesur olandır…
Aşk; sesinde kelebekler uçuşacağını hayal ederken, öfkenin tortusuyla boğazına taş gibi oturandır…
Aşk; sen duru sulara karışmayı beklerken, berraklığına yakışmayan zehriyle bir denizanası gibi tenini dalayıverendir…
Aşk; sen onu fil hafızasıyla tarihe kazıdığını sanırken, kelebek ömürlü bir takvime adını yazandır…
Aşk; sen mutluluğunu evrene bulaştırmayı beklerken, başka insanlarının mutluluklarından bir parça bulaşmasını bekleyen bir parça arsız, bir parça hırsız bir seyircidir…
Aşk; sen onu kardelen sanırken, uçuşan her bir kar tanesine ayrı ayrı yüklenmiş hüzündür…