Funda BİLGİLİ Şiir Sitesi

Bloglar / Kategorilerden Bağımsız

Blogları Arşivle Son 20 Yorum
FUNDA BİLGİLİ KİMDİR?
9/26/2008

Yorumlar(0)

İzmir’de doğdu. 10 yaşında TRT İzmir Bölge Müdürlüğü Çocuk Saati programı ile mikrofonla tanıştı. İlk eğitimlerini; diksiyon, artikülasyon ve dramatik yetenek alanlarında TRT’de aldı. 10 yıl boyunca TRT’de radyo tiyatrosu ve belgesel seslendirmesi yaptı.

 

Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. 7 yıl Türk Silahlı Kuvvetlerinde  görev aldı. Bu süreçte, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait okulların Türkçe ve İngilizce tanıtım filmi seslendirmelerini yaptı.

 

Virginia/ Amerika’da bulunduğu dönemde; İngilizce seslendirmeler ve Türk Amerikan toplumuna diksiyon eğitimi verilmesi konularında çalıştı.

 

İzmir, Ankara ve İstanbul’da çeşitli kurumlarda; reklam, tanıtım filmi, belgesel seslendirmesi yaptı ve yapmaya devam ediyor. Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde aldığı Spikerlik ve Sunuculuk eğitimini birincilikle bitirdi. "Kaptanın Seyir Defteri" adlı belgesel programın sunuculuğunu yapmaktadır.

 

2007 Eylül ayında Artshop Yayıncılıktan çıkan “ İmzamı Bıraktım Teninde” adlı bir kitabı bulunmaktadır. Şiir ve denemelerini içeren ikinci kitabı yakında raflarda yerini alacaktır. Mübadelede yaşanan bir aşkı içeren romanının yazımına ise devam etmektedir.

 

Funda Bilgili,  Türkiye’nin en iyi edebiyat portalında 6 yıldır deneme ve şiirlerini okurlarıyla paylaşmaktadır. Çeşitli internet sitelerinde; aşk, sevgi, toplumsal konular, siyaset ve gezi yazıları içeriğiyle,  köşe yazarlığı da yapmaktadır.

 

Farklı kurumlarda diksiyon, hitabet ve beden dili eğitimleri vermeye devam eden Funda Bilgili, evli ve 2 kız çocuk annesi olup İngilizce bilmektedir.

Funda BİLGİLİ'nin, Bireysel ve Kurumsal Olarak Verdiği Eğitimler
9/25/2008

Yorumlar(0)

TÜRKÇENİN ETKİN KULLANIMI

 

            Türkçenin Kimlik Bilgileri

            Yabancı Dillerin Türkçe Üzerindeki Etkileri

            Ana Dilimizin Geldiği Nokta

            İnternet Dili

            Türkçenin Zenginliği

 

DİKSİYON

 

            Diksiyon Eğitiminin Amacı ve Kazandırdıkları

            Bozuk Diksiyonun Temelinde Yatan Yanlışlar ve Kusurlar

            Etkili Bir Konuşma İçin Nefes Kullanımı

            Doğru Nefes Almak Neden Bu Kadar Önemli?

            Diyafram Nefesi

            Doğru Nefes Almak İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

            Ses

            Sesin Kullanılması

            Sesin Özellikleri

            Ses Perdelerinin Kullanımı

            Artikülasyon (Boğumlanma)

            Konuşma Organları

            Fonetik

            İstanbul Ağzı (Ortak Ağız)

            Yanlış Söylenen Sözcükler

            Türkçe Seslerle İlgili Özellikler

            Birbiriyle Karıştırılan  Sözcükler

            Tonlama Çalışmaları

            Vurgu Çalışmaları

            Ulama

            Durak

            Galat-ı Meşhur Aktarımlar

            Konuşma ve Ses Kusurları

            Ses Kullanımında Uyulması Gereken Kurallar

 

İLETİŞİM

 

            İletişimin Temel Özellikleri

            İletişimin Temel Amaçları

            İletişim Süreci

            İletişim Engelleri

            İletişim Sınıflandırmaları

            İletişimin Diğer Yüzü Dinleme

            Empati

            Topluluk Karşısında Yaşanan Sorunlar

            Etiket

            Etiketlerden ve Yıkıcı İnançlardan  Kurtulma Yolları

            İyi Bir Konuşmacının Özellikleri

            Konuşmaları Planlama

            Sunum Aşamaları

            Konuşma Türleri

            Hitabet Türleri

            Topluluk Önünde Konuşma Yöntemleri

            Kişiler Arası İletişimde İnandırıcılık

            Sözlü İletişim

            Sözsüz İletişim

 

BEDEN DİLİ

 

            Jest ve Mimikler

            Beden Dilinin Kullanımı

            Güvenlik Alanları

            Susarak İletişim

            Beden Dili Yalanı Nasıl Ele Verir?

            Beden Dilini Geliştirmek İçin Neler Yapılabilir?

 

 

 

           

 

 


Beni Benden Kurtarsana...
8/8/2008

Yorumlar(1)

BENİ BENDEN KURTARSANA...

Gece mi sen, yoksa sen mi gecesin? Öyle bütünleşmişsiniz ki, ayıramıyorum sizi. Çıkarıp seni karanlıktan, öpüştüremiyorum gün ışığıyla. Gözlerinde şimşeklerin çaktığı gecede takılıp kaldı gözlerim. Kaybettim kendi üzerimdeki hakimiyetimi. Yağmurlu bir kış gecesinde, aşkınla ısındığım evinde kaldı yaşamın anlamı..

Kendimi aldım karşıma. Kavganın en somut halini yaşıyorum ruhumla. O ruh ki; direndi esarete zaman tanımayan aşklar boyunca. Nasıl becerdin bilmem ama esaret halkasını taktın aşkla süsleyip ruhuma. Edilgen bir köleye dönen ruhuma söz geçirebilmek adına kavgam. Öfkemin iğneli okları çift yönlü. Battıkça ruhumun saf aşkına, kanıyor kavgamla yorgun kalbim aynı anda. Pare pare sana dair tüm duyumsadıklarım. Hangi akıl hakim olabilmiş ki ruha, alayım kalbimi avuçlarıma, gücümü hissettireyim varlığında eriyen varlığıma? Aşka esir olanların esaretinde koşulsuz bir aidiyet var. Bir kez geçti o pranga kalbime, ellerim uzanmıyor zincirlerimi çözmeye...

Titriyor kalemim. Kırmak istiyorum ellerimi. Senin ellerinde uyandım aşka. Ellerim değilmiş yalnızca ellerine teslim ettiğim. Hangi demirden pençe söküp alabilir izlerini anılarımdan? Parmaklarımın her biri kırılsa öfkemin kasırgasından , silebilir mi avuçlarımdaki terinin gerçekliğini geçmişimden? Titrese kalemim, kırılsa ellerim, geçer mi öfke nöbetlerim? Ellerim, dinleyemeyip beynimin buyruklarını uzandığında telefona, attığın mesaj geliyor ekrana. Sevgililer gününde, sevgililiği onadığın birkaç cümle alaycı bir sırıtışla bakıyor bana. Saint Valentine’ı da ortak ettin ya oyununa, ne diyeyim? Senin oyunculuğunun üstüne kimseyi tanımam bu camiada.

Adının geçtiği cümleleri duymasın diye kulaklarım, tüm evrene kapılarımı kapadım. Gözlerim buluşmasın yanlışlıkla gözlerinin ışığında diye, elimden gelse sonsuzluk uykusuna yatacağım. Tüm şarkılar düşman oldu sayende Her melodide, her tınıda seni bulmaktan ölesiye yorgunum...

Ne vakit Boğaz’a dalsa gözlerim, kulaç atıyor sana düşlerim. Ne vakit düşsen aklıma, isyan ediyor aklım aşkıma. Gece siyah kollarına alırken beni, istemsiz adımlarla yine geldim kollarına. Düş te olsa, bir göz kırpışta ortalıktan yok ta olsa, hayali kollarınla sarıl son kez, aşkınla kavga eden bu kadına. Kendimle daha fazla mücadele edecek gücüm kalmadı. Beni benden kurtarsana... Bendeki seni geri alıp, beni benimle bıraksana... Gecenin en koyu tonlarında kaybediyorum tüm renklerimi. Hani sana çok yakışıyor dediğin bir renk vardı –ki beyaz derler adına- hiç olmazsa onu yarınıma bıraksana. Saydamlaşan bir aşkın karşısında çırılçıplak bir acıya dönüştüm usulca. Aşkınla giydirip, beni benden korusana...



İMZAMI BIRAKTIM YÜREĞİNİN EN DERİN YERİNDE
8/15/2007

Yorumlar(1)

Dokunduğun her tende parmaklarının uçlarında ateşler yanıyor biliyorum. Oysa yumuşacık, tutku vadeden bir aleme kapılmayı bekliyorsun. Olmuyor biliyorum. Olmayacak da sevgili. Çünkü ben imzamı bıraktım teninde…Binlerce parmak dokunsa da tenine, gül tenimin kokusunu silemeyecek. Benim dudaklarım hesapsız açıldı dudaklarına, başka dudakların yabancı tadı yapışmayacak hücrelerine.

 

Yüreğini bilmediğin yüreklere açmayı deniyorsun. Katıksız aşklar vadeden, gecenin gündüzle sevişmesi gibi, yüreğinle sevişmeyi bekleyen kadınlar duruyor karşında. Bir adım uzağında. Sadece tek bir adım. Ayaklarınla kalbin savaşıyor anıları kanatarak, ayakların kazanıyor biliyorum. Ama sahte bir zafer bu! Ne kadar çabalasan da yüreğin değmiyor karşındaki yüreğe. Kelimelerin iğreti duruyor o bal dudaklarda. Bilmiyor musun sevgili, etle tırnak gibi bütündür yürekle kelimeler. Bitmeyen bir sevdanın yükünü taşıyorsa eğer yürek, sözcüklere hakimdir harf harf seslenerek…

 

Sert bir  kabuğun içine sakladığın kırılgan küçük çocuğu yalnız ben tanırım sevgili. Ben bilirim alev alev yanan gözlerinin bebeklerindeki hüznü. Bir yanın ne kadar haykırsa da gücünü dünyaya, ben görürüm ürkek yalnızlığının buğusunu bakışlarında…Sen göstermezsin bilirim ama ben görürüm. İşte bu yüzden batıp çıktığın hiçbir  aşkla benim izimi silemezsin. Saklamaya çalıştığın, ustaca üzerini örttüğün sana ait her sır; yalnız bende dillenir sevgili. Benden başka kimse okuyamadığı içindir kelimelerinin sessizliği. Yalan harfleri ayıklarım ben cümlelerinin içinden. Yalan kahkahaları sıyırıp alıveririm gülüşlerinden. Hatta sahteyse göz yaşların, kurutuveririm bıçak gibi keskin sevişimle…

 

Sen kanarken terk edilmenin sızısıyla, ben sarmaya çalışırım sen bilmeden yaralarını bana ait olmayan bir sancıyla. Tuhaf, kekremsi bir tat gelir oturur dilime teklifsiz bir samimiyetle kimi sabahlar. Bilirim, sana aittir bu tat. Acıyor, kanıyorsundur alacakaranlıkta. Usanmadan, bıkmadan, yılmadan denesen de nafile sevgili. Beni arıyorsun ve arayacaksın el attığın her aşkta. Çünkü; imzamı bıraktım yüreğinin en derin yerinde, tutkumu mürekkep yapıp kanımın en kırmızı rengiyle…

 

Kendine ait olmamanın çelişkileriyle kıvranıyorsun biliyorum sevgili. Sana ait değil ellerin, sana ait değil gözlerin… Parmak uçlarında dans eden her sarı saçta benim saçlarımın kokusu var unutmak istediğin. Dibine dalıp kaybolmak, yitip gitmek istediğin her gözde benim bakışlarımın yansıması parıldıyor. Telefona her uzandığında, acaba mı diye adımla özdeş beş harf çığlık çığlığa zihninde. Kovmaya çalıştıkça sen anıları; daha da bir yerleşiyorlar benliğine. Uykuya dalmadan gördüğün düşüm ben. Göz kapakların ağırlaşırken de aklındayım, bilincin sınırlarını kapattığında da yanındayım. Kaçmaya çalıştıkça benden daha çok karışıyorum kanına. Boş yere kapılma zamanın sahte oyunlarına… İmzamı bıraktım yüreğinin en derin yerinde, tutkumu mürekkep yapıp kanımın en kırmızı rengiyle…

 

Kendini hapsettiğin, yokluğumun dikenli telleriyle çevrili hapishanenin gardiyanı ben değilim, sensin sevgili. Sakın bekleme seni salıvermemi…Esaretin gönüllü, seni senden zorla almadım ki…Yerime koyamadığın sevdaların bedelini ben ödeyemem ki… Yıldızları topladığın gözlerim yağmur ormanlarına ev sahibi şimdi. İmzamı bırakırken yüreğinin en derin yerinde, kırdım ben kalemimi sensizliğe mahkum edip kendimi, kendi ellerimle. Unutamadığın gibi unutamadım ben de…


GİTTİN
8/15/2007

Yorumlar(1)

'Geçmiş başka bir ülkedir.

Dönüşü olmayan...

Ertelenecek yaşamlara gebe

Sancılı yalnızlıklar diyarı...”

 

Gittin,

Sessizlik parantezlerini açıp cümlelerime,

Kırık dökük kelimelerimle başbaşa bırakıp beni

Gittin kendine...

 

Lodos zamanıydı gün,

Gece kuşu ağıtlar yakıyordu tanımadığı bir yürekte...

Sis basmıştı yarınlarımı

Tuzla buz hüzünbaz bir hıçkırık

Yapışmıştı adına gönüllü tutsak dudaklarıma..

 

Gittin,

Adsız bir korkuyu ekleyip sözlüğüme...

Bir karınca boyu yaklaşabildim ancak sensiz  harflere

Bildik sesler uzaktı

Acıya gözdağı olan bu alfabeye...

 

Gittin,

Ertelenecek yaşamları adım yapıp ayaklarına

Özümün çevresindeki cilalı kabuğu

Kırdın, acı yüklü parmaklarınla...

 

Gittin

Apansız susuşların senfonisiydi dinlediğim fonda

Düş katili hayaletlerle dansettim

Ayrılığa ait o dipsiz karalığa inat beyazlıklarınla...

 

Gittin

Özgürdüm olabildiğimce,

Yitirilecek hiçbir şeyi kalmayanlara ait

Sınırsız özgürlüğü

Hediye ettin geleceğime...

Gittin,

Gittin kendine...


ERKEĞİM ADAMIM YOKTU
8/15/2007

Yorumlar(1)

Sensiz sabahlara uyandım bu gündoğumunda

Işığın yoktu artık şehrimde,

Sesin yoktu...

Ellerimi soktum buz gibi yorganımın içine

Onları ısıtacak ellerin yoktu.

Yastığım 'sen' kokmuyordu artık

Uykularımı paylaştığım 'adamım' yoktu...

 

Ilık ılık süzüldü göz yaşlarım

Silecek bir el yoktu.

Yangın yeriydi bedenim

Söndürecek tuzlu terin yoktu...

 

Seninle dolu dünler vardı yalnız aklımda

Bugünüm yok, yarınım yoktu.

Lanet olsun dedim yaşadığım her dakikaya

Yaşamaya gücüm yoktu.

Çünkü,

Adamım, Erkeğim Yoktu...


AŞKIN SINIRLARINI ÇİZEN ADAMA…
8/15/2007

Yorumlar(1)

Masum bebek gülüşlerini de koy bavuluna giderken

Dayanamam hüzünler bulaştırmaya süt kokuna,

Haylaz gülümseyişini unutma sakın koynumda

Kıyamam bedeller ödemene göz yaşlarınla...

 

Bulaştırma sakın pişmanlığını saflığımıza

Sözünü dinledim dokunmadım ben yaşanmışlığımıza

Sakın, sakın uzanma gözümün ucunda biriktirdiğim sevdama

Sana dair ne varsa yükledim hepsini tek bir damlaya...

 

Perdelendi güneş bugün toprak kokusu karışan yağmurla

Nasıl güzeldi bilmezsin yüreğimin köşesi

Seni paylaşmak sağanak sağanak yağan aşkımla...

Dudağımın köşesindeki serinlik

Senin teninden buharlaşan sevgiydi

Dokudum onu ilmik ilmik...

 

Sakın arama beni canımın yongası

Sol yanımda bir sancı var,

Dayanmaz bilirim görmeden duymaya...

Yazma sakın tek bir kelime aşkımın sahibi

Sol yanım katlanamaz dokunmadan okumaya...

 

Sen,

Aşkın sınırlarını çizen adam,

Dönme sakın dünleri düşlere katan yanıma,

Sen

Sınırsızlığımı öğreten adam

Keskin bıçakların sırtında adımlar attırdın bu kadına..

Sen sakın yazgıyı sorgulama

Razı oldum ben mutluluk pastasından payıma düşene

Tek bir dilimin lezzetini kazı diline.

İlk / son / tek

Diye sığınma umutsuzluk surlarının dibine,

Yarının neler getireceğini bilmez yürek

Bilmediği gibi dünde...


YAŞAMIN YOLLARI TIKALIDIR KİMİ ZAMAN!
8/15/2007

Yorumlar(0)

Tıkanır kimi zaman yaşamın yolları. Vakit gecedir. Bir pencere aralamak istersin ışık huzmesinin göbeğindeki aydan. Yıldızlar ses versin istersin cevabı boşlukta asılı sorularına. İnce kuma değer ayakların. Birkaç saat önce tenini kavuran tanecikler, şimdi gıdıklar parmaklarını. Suya kavuştu mu beden, dehlizlerindeki kıvrandıran sancılar açığa çıkıverir. İstersin ki birkaç dalga ya yıkasın acıya dair izleri kalbindeki, ya da alıp götürsün soruların olmadığı bir yere seni.

 

Bazen kapalıdır tüm kapılar. Sen yaklaştıkça, uzaklaşır çözümler. Çözmeye çalıştıkça daha da karmaşıklaşır düğümler. İçinden çıkılmaz bir hal alır. Sen kapanda bir fareyken, kapanı kurandır güvendiklerin. Kendi doğrularından vurulur, kendi kanınla temizlersin yaralarını. Yalnızlığın tavan yaptığı andır işte o an. Aykırıdır tüm güzellikler tıpkı sana yapışıp kalmış güzelliğin gibi. Arayışların sonsuz, köhne mağaralarda sonlanır. Sonlanmak denirse tabii buna. O genzini yakan küf kokusu, eprimiş hayallerin daha da tahrik eder seni. Kırık ayaklarınla, olmayan koltuk değneklerini ararken bulursun ellerini.

 

Çok uzaklardan bir gitar tınısı çalınır kulaklarına. Gözlerini kapatsan o şarkıda can bulabileceğini sanırsın yeniden. Ama kirpiklerin buluşmadan henüz şarkı değişir. Başka bir gezegenden gelmişcesine uzaktır kulağına notalar. Tıpkı hayat gibi, tıpkı sen gibi…

 

Ya geç kalıyorsundur yaşamın tazeliğine, ya erken düşüp yollara kayboluyorsundur tuhaf yolculuklarda. Kimi zaman dünyaya gelişinde bile bir zamanlama hatası ararsın. Serseri bir mayın gibi patlamışsındır istemeden yaşam tomurcuğunda.

 

Bir yıldız kayarken gökten yalnızlık davetsiz bir misafir gibi gelir oturur yüreğinin orta yerine. Git diyemezsin, utanırsın. Kulaklarını tırmalayan kahkahalarla katmerlenir bir başınalığın. Sanki hiç gülümsememişsindir geçmişte, hiç gülmeyeceksindir gelecekte. Kendine yabancılaşmanın doruklarında koşturur durursun. Sen ağlarken için için bir başınalığına, akar gece usul usul uğramadan yanına.


YASAKLI MELEĞİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
8/15/2007

Yorumlar(0)

Yasaklı bir meleğim ben... Yasak yanlarım kırıyor kanatlarımı...Uçmak istiyorum sana. Kanatlarım umutlarım benim. Yolculuğum sana, aşka. Kanıyorum. Sağaltmaya çalışıyorum yaralarımı gözlerinden içtiğim duygu şurubuyla... Olmuyor aşkım. Yasaklıyım ben. Dudaklarım uzansa da şifaya, yasaklar dikiliyor karşıma... Öpüştüğüm hayalinle kalıyorum baş başa...Kanat çırpamam ben özgürlüğe, bir halkayla bağlanmışım kurallara...Üç oda bir salon ahlak anlayışlarıyla çevrili koca bir boşluk benim dünyam...Kırık benim  kanatlarım...

 

Hayallerim bile çevrili tel örgülerle. Çırpınıyorum boğulduğum çaresizlik denizinde. Sanki bir kulaç atsam, atabilsem, kurtuluşum olacak.  Sesine sarılıyorum,  “gel” diyen sesine... Dokunamıyorum sözcüklerine. Bir yakalayabilsem gözyaşlarını, kağıttan bir kayık yapıp ulaşacağım gözlerine... Yakamozlar dost zannediyorum hayallerime. Ay kaçıp gidiyor ışıklarını çalarak denizimden...

 

Aşk sihirli bir elbise... İki kişinin bir olup içine girebileceği. Özel bir kumaş, özel bir kesim. İkimiz tam geliyoruz o elbisenin içine. Senin üzerine tam oturdu ama ben deneyemem tekrar. Öncem var benim. Geçmişim... Senden önce bir kez daha giydim o elbiseyi...Şimdi dar geliyor, sığamıyorum bir zamanlar tutkuyla girdiğim elbiseme...Ne yazık ki çıkamıyorum içinden. Biliyorum bir yerde, senin yüreğinle kapladığın o yumuşacık yerde olmalıyım. Ben o kumaşa aitim. Ama olmuyor. Yasaklıyım...

 

Kaçamak saatlerim var ancak sana adayabildiğim... Akreple yelkovan “senli” saatlerde dost bana. Bazen düşünüyorum da yalnızca o bir saati yaşayabilmek için yaşıyorum onlarca saati. Beni ayakta tutan o yasaklarla çevrili zaman dilimi... Nefes alabildiğim, hissedebildiğim... Rüyaların dokunulabilir olduğu zamanlar...

 

Geride seni, geride beni yasaklı melek yapanı bıraktığım zamanlar adımlarım şaşırıyor. Çarpıyorum beceriksizce sağa sola. İleri atılan adımlarım aslında geriye gidiyor. Ve bunu benden başka kimse bilmiyor... Sen bile. Paramparça olup tastamam görünebilmeyi başarıyorum. Bölünüp binlerce acıya, bütünmüş gibi dimdik ayakta durabiliyorum... Sessizliğim en deli haykırışım. Kendimle konuşup ucu sivri dikenlerimi kendime batırıyorum. İğneli bir fıçının içindeyim sanki. Bendeki sensizliği anlatmak, sendeki bensizliği anlamak kadar güç...

 

Sen benim eksiğim, eksik yanımsın... Yarım kalmışlığımsın. Bazen kocaman bir gülümseme izin ister yayılmak için yüzümde, veririm o izni ve beklerim. Eksik kalır gülümseyişim. Onu tamam kılacak ruh eşim yoktur. Kaçamak saatlerde beklemektedir beni... Gözyaşlarım izin istemez akmak için, onlar bir parçasıdır yüzümün. Ne çare onlar da hep yarım... Uzanıp onları dokunuşuyla anlamlı kılacak parmaklarını bekler tamamlanmak için... Kaçamak saatleri bekler tıpkı gülüşlerim gibi...

 

Geride bırakamadığım, yarınıma katamadığımsın. Kazanamadığım, yenilgileri zafer, zaferleri yenilgi kılan savaşımsın... Sen yasaklı erkeğim, yasaklarınla anlamlı öbür yanımsın... Sen canımsın...


TENSİZ SEVİŞMELERİ BİLİR MİSİN BİRTANEM
8/15/2007

Yorumlar(0)

Emanet  sevinçlerini sarıp sarmalayıp koyuldun yola... Sımsıkı sarıldığım umutları da sığdırdın kucağına...Yolun açık olsun dünüme mührünü, bugünüme hüznü, geleceğe gönlünü katan adam...

 

Kırık dökük sesini toparla artık. Göz yaşların yüreğime damlıyor. Dağlanıyorum acınla... Hep gülüşler asılıydı doyamadığım yüzünde. Lütfen izin ver, anılarıma saklayacağım, hatta baş köşesine oturtacağım bu günden kalan gülüşün olsun. Yakışmıyor sana hüzün...

 

Toparlan artık kış günlerimin kardeleni... Bizimki bile bile ladesti. Unuttun mu, ay ışığının  denizleri yıkadığı gecelerde söyledik biz aşka şarkılarımızı....Aldırmadı mı? Yapma birtanem, o bize aldırmasaydı şimdi elimizde ne kalacaktı. Bak sımsıkı sarıldığımız yaşanmışlığımız var. Eksik mi diyorsun, yarım diye mi söyleniyorsun? Belki de böyle olduğu için hep vazgeçilmez olacak aşk adına yaşadıklarımız... Hem belki kavuşmalar öldürürdü narin aşk güvercinini. Bırak özgürce kanatlansın, mavinin en koyu tonlarında pembe umutlarına kanat çırpsın... Sen yarımsın, ben yarımım, aşk yarım kalmış çok mu?

 

Tensiz sevişmeleri bilir misin birtanem? Yüreklerin sevişmesi tenden daha tutkuludur. Hatırla, dokunmadığımız bedenlerimizin yaktığı ateşleri... Hatırla o ateşlerle kavrulan gecelerimizi...O tensiz sevişmeler değil miydi şehvet giyinmiş aşka hazırlayan bizi? Korkma bensizlikten canımın yongası. Sensiz de sevişirim ben seninle... Gözlerinden içtiğim adı olmayan kelimeler kazılı benliğimde...Büyütürüm bir bebeği büyütür gibi özenle. Sevişirim sensiz, senli kelimelerim, senli gecelerimle...

 

Ah be hayatımın anlamı adam... Dilim dönmüyor yokluğuna dair hislerime... Kelimeler nasıl da yetersiz...Aradım taradım, tüm sözlüklere baktım. Sensizliği anlatan o keskin kelimeyi bulamamışlar aşkım. Onu hissedebilen bir tek benim. Ne yazık ki ben de o kelimeyi bulmakta işte böylesine yeteneksizim... Çaresizim harflerin ses vermediği duygulara karşı...

 

Sadece izdüşümlerini anlatabilirim sensizliğin. Sanki bir kerpetenle tırnaklarımı teker teker söküyorlar seni silebilmek adına geleceğimden. Ama onlar bilemezler ki geçmişime diktiğin yüzyıllık çınar ağaçlarını. Tıpkı o ağaçlar gibi büyüyeceksin geleceğimde... Varsın olmasın elin elimde, varsın değmesin gözün gözüme. Sen kazılısın bende...

 

Bir kendine geliş borçlu bu gün bana. Bilmem ki tek bir kadeh şarap içmeden yaşadığım bu sarhoşluktan ayılır mı bu kadın? Ki ben şişelerce şarabın sarhoş edemediği ne geceler eklemişim yaşanmışlık haneme. Kim yükledi bedenime içinde alkol olmayan sarhoşlukların serseriliğini... Naralar atmak istiyorum, “hey insanlar silkinin yüreğimin yarısı kopuyor benden, bana ne sizin saçma sapan sevinçlerinizden, bana ne sizi boş yere üzen kederlerden” diye haykırmak istiyorum. Çıkmıyor sesim, tıpkı kabuslardaki sessizlik gibi bir şey bu yaşadığım. Sessiz, sadece kendi duyduğum çığlıklar atıyorum...

 

Ama bak yine ıslak yüreğim. Haklısın erkeğim. Sana nasıl ağlama diyebilirim. Ben karşında birbiri ardına dizerken göz yaşlarımı, nasıl saklarsın sen umutsuzluklarını... Bilirim kıyamazsın. Kıyamadığımız nelerden vazgeçtik bu güne kadar bir düşünsene. Kaç vazgeçiş yükledik geçmişimize.

 

Ağla aşkımıza vedalar yazgılı adamım... Ağla. Ağla ki ben de kırayım zincirlerimi. Gün bugündür. Vedamıza hediye edelim göz yaşlarımızı. Denedim, olmadı. Güçlü kadın elbisesi bedenime uymadı. Ki ne zor zamanları atlatmıştım ben bu elbiseyle. Bu ayrılığa o bile dayanmadı... Yazgının çizgisine uzat adımlarını. Adamım, zaman ayrılık zamanı...


Toplam 55 Blog, 6 Sayfada Gösterilmektedir.
  12 3 4 5 6   Sonraki

Kategoriler

Takvim

« Aralik - 2008

»

PT SL ÇŞ CM CT PZ

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

İstatistikler

 Toplam Hit: 37634
 Sitede Aktif: 1
 Ip: 38.103.63.60
 Browser: Default - 0.0

Sitemize 1. girişiniz.

Adsense

Dizayn: tixMC a.k.a Efendy Admin Paneli